FİTELMA 360° DİYET

Sağlıklı, ince ve mutlu bir yaşam için…

1. KİLO VERMEYE BİLİMSEL BAKIŞ AÇISI

Yılda 4-5 defa başarısız bir şekilde diyet mi yapıyorsunuz?

Peki neden? diye sorabilirsiniz. Çünkü beyininiz kilo vermenizi engelliyor.

Araştırmalar gösteriyor ki modern yiyecekler ve modern yemek yeme şekilleri beynimizde yer alan 3 kritik fonksiyonu durduruyor ve sürdürülebilir kilo verme işlemini de neredeyse imkansız hale getiriyor.

FitElma 360 Derece Diyet Programının ana amacı bu fonksiyonlarınızı işler hale getirmek ve beynin yeniden kilo verme hedeflerini işleme koymanızı sağlamak.

FitElma 360 Derece Diyet Programını uygulayanlar fazla kilolarından kurtularak, bunu uzun dönemli olarak koruyacak. Aynı zamanda beynin ve vücudun birlikte hareket etmesini sağlayarak ortak paydada buluşmasını sağlayacak: Sağlıklı, İnce ve Mutlu.

Önümüzdeki 3 bölüm boyunca bu kritik 3 süreçten teker teker bahsedeceğiz, daha sonrasında da çözüme odaklanıyor olacağız.

Sonuç olarak beynimizin içinde ne olduğunu ve neden FitElma 360 derece beslenme programı işe yararken, diğerlerinin başarısız olduğunu bilmemiz lazım.

Bu bölümde bir çok kişinin doğru bildiğini sandığı “iradeden” bahsedeceğiz:

İrade nedir ve onu nasıl yönetiriz?

Her yıl yaza birkaç ay kala bir çok kişi diyete başlar. Tüm dergi ve gazetelerde son moda diyetlerden ve egzersiz programlarından bahsedilir. Herkes kendisini bu sefer olacağına dair ruhen de hazırlarlar. Bu diyet ve egzersiz programları sizin neyi yiyip, neyi yemeyeceğinizi, nasıl ve neden egzersiz yapmanız gerektiğini belirlerler ve uzun vadede süreci yönetmeyi size bırakırlar. Bu nedenledir ki belirli aylarda fitness salonları dolup taşarken, sonrasında normal haline döner. Fakat bir çok kişi bu diyetlerin iradelerine güvenerek işe yaradığının farkına varmazlar. O zaman irade nedir önce onu inceleyelim.

İrade basit bir beyin fonksiyonudur.  İrade, yalnızca baştan çıkarıcılara karşı koymaz, aynı zamanda farklı durumları de yönetir, ör: odaklanmayı sağlamak vb. Görev performansımızı izler, duygularımızı düzenler ve daha da önemlisi seçim yapmamızı sağlar.

Hiç günün sonunda kendi kendinize “bir karar daha veremeyeceğim” diye düşündünüz mü? Eşinizden ya da oda arkadaşınızdan siz yapamayacağınız için, yemeği ya da hangi filmi izleyeceğinizi seçmesini istediniz mi? Buna bilimsel olarak “karar verme yorgunluğu” denir.

Doğanın en acımasız hilesi şudur: çalıştıktan sonra, uzun bir günün ardından, şeker seviyesi en düşük hale geldiğinde, beynimiz ne yiyeceğimiz konusunda mantıklı seçimler yapmamızı engeller. Örneğin az önce bahsettiğimiz popüler aylarda son moda diyetlere iyi niyetle başlayan kişilere bakalım. Ortalama bir günlerinde yalnız ya da aileleri ile, evde ya da işte kendilerini duygusal olarak bir düzene sokarlar. Günlük onca iş ve koşturmaca derken yemeye olan isteklerine direnirler. Sıra akşam yemeğine geldiğinde ise birden “neden bir pizza sipariş etmiyorum ki” derler ve nedenini bilmezler.

İşte bu kişiler zayıf iradelerine teslim olmuşlardır.

Kaç kere güne iyi niyetli bir şekilde diyete başlayıp, gün sonunda yorgunluktan dolayı dışardan yemek sipariş ederek günü kapattınız? Siz söyleyin, kaç kere “ Yarın nasıl olsa yeniden başlarım” dediniz ya da bir rapor üzerinde saatlerce çalışıp, ara verdiğinizde kendinizi tatlılarla, çikolatalarla ödüllendirdiniz? Eğer bunları yerseniz bu sizin zayıflığınızdan değil, normal olduğunuzdan.

Araştırmalara göre, insanlar ortalama olarak günde 4 saat bir arzu ve isteklerini bastırmaktadır: uyku, dinlenme, sosyal medya hesaplarını kontrol etmek vb. Bunların hepsi sıralandığında, en başında yemek gelmektedir. Hem de açık ara. Bu bizim en çok istediğimiz şeydir. Her gün daha fazla saat beynimizin direnme kapasitesinden daha fazla istediğimiz ortaya çıkmıştır. İşte şimdi bir kişinin kilo vermesi fikrinin sadece istemekle ilgili olmasının gülünç olduğunu görüyorsunuz.

Diyet programları daha çok nasıl egzersiz yapılır, ve ne yenir ne yememelidir gibi konulara odaklanır. Ancak maalesef iradenin zayıflığı ile ilgili davranışsal müdahaleleri de içeren bütünsel bir programla ilerlenmediği için verimsiz olmaya mahkumdur.

Burada önemli olan hiç iradenizin olmadığını düşünen bir planla ilerlemek. Bu nasıl olacak diye sorabilirsiniz. Fitelma 360 Derece Beslenme Programı size iradenizin sorumluluğunu bıraktıracak. Şunu unutmamak gerekir ki, beslenme konusunda ne kadar bilgiye sahip olursanız olun, planlamadan yemek tercihi yaparsanız başarılı olamazsınız. İşte tam da bu noktada, iradeniz ile köprü kurmanız kaçınılmazdır.

En önemlisi de bu program sayesinde kendi iradenizin ne kadar zayıf olduğunu düşünmenizi engelleyeceksiniz. Beyninizin bu sorumluluğu kaldıramayan kısmına güvenmeyi öğreneceksiniz. Fakat üzülmeyin. Bunu da çözeceğiz.

Doyumsuz açlık nedir?

Birinci bölümü okuduğunuza göre, zayıf bir iradeniz olmadığını anlamışsınızdır.  Bunun zayıflıkla hiçbir ilgisi yok.

Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki beyinde yer alan irade ile ilgili kısıtlamalar, hiçbir işe yaramayan yemek tercihleri karşısında savunmasız kalıyor. Ve bu işe yaramayan yiyecekler de beyinde iki şey yaratıyor: doyumsuz açlık ve baskın nefis.

Her ikisi de geçmişe bakacak olursak yeni olgular. Ancak tek başına açlık tabii ki de yeni bir olgu değil. Açlık hayatta kalmamızı sağlayan insani bir dürtü. Yeni olan yiyeceğin her zaman bulunur ve ağır işlenmiş olması; ki bu da doğal yeme düzenimizi bozup, vahim sonuçlara dönüşüyor.

İnsanlık tarihine bakacak olduğumuzda yiyecek kıttır. Geçmiş zamanda, sadece bulabildiğimiz zaman, bulduğumuz şeyleri yemek zorundaydık. Sıklıkla, uzun süre açlığa dayanmak zorunda kaldığımız için dayanırdık. Vücudumuzu yiyecekten yoksun olduğumuz zamanlarda bazal metabolizma hızımızı düşürüp, fonksiyonlarımızı azaltarak hazırlardık.

Yiyecekten tamamen yoksun kaldığımızda, vücudumuz depoda bulunan glikozu 3 güne kadar kullanır, daha sonra karaciğer vücutta bulunan yağ depolarını ve kas dokusunu parçalamaya başlar ve böylece hayatta kalırız. Normal kilo kaybı yaşanırken, dinamik egzersizlerle daha fazla kalori yakmaya kalkışmak, dinlenmiş metabolizma hızını azaltır. Böylece yeniden yiyecek buluncaya kadar vücut hayatta kalma konusunda yetkinleşir.

Adaptasyon konusunda zayıf olan, görünen o ki, kalorilerin durmaksızın çeşitlilik göstermesidir. Herhangi bir kalori de değil – ağır işlenmiş ve arttırılmış kaloriler. Evrim sürecince hiçbir süreçte bununla mücadele edilmemiştir. Fakat bu aslen modern yiyecek sistemlerinin ve yemek yeme alışkanlığının sağladığı asıl şeydir: hep varolan tıka basa işlenmiş ve arttırılmış kaloriler.

Doyumsuz Açlık  diyerek tam olarak neyi kastediyoruz? Evrimsel olarak bakıldığında, bu yeni çeşit bir açlık. Bu “bana güne başlamam için yakıt ver” değil; “az önce akşam yemeğimi ve kocaman bir cipsi bitirdim ve şimdi de dondurma için buzdolabına doğru ilerliyorum” şeklinde bir açlık.

Bilim adamları bu dürtünün çok canlı bir şekilde gerçek açlıktan 2 şekilde ayrıldığını düşünüyor. Birinci olağandışı olan, bunu sedanter olma dürtüsünün güçlü bir şekilde izlemesi. Modern aktivitelerimizi bir düşünelim- TV karşısında, arabada, kitap okurken, email gönderirken ya da internette dolaşırken, sinemada, maç izlerken yemek yemek… ve bunlar gerçek yemekler de değil! Bunlar tipik olarak bize tahsis edilmiş atıştırmalıklar. Sonuç olarak da hayatlarımızı sedanter yaşayıp, devamlı bir büfeye dönüştürüyoruz.

Şimdi tarihsel ve evrensel olarak baktığımızda, depoda yakıt olması, harekete geçmek için biyolojik bir tetikleyici idi. Meyve ağaçları meyvelerle doluyken veya biri bir hayvan avladığında birkaç gün boyunca bunları yerdik. Beynimiz bize aktif olmamız gerektiğini söylerdi ve bu iyi bir şeydi. Bu kalorileri almamız mutlaktı ve gelecekte ayakta kalabilmek için de bunları kullanıyorduk. Ayrıca ilerleyen günler için de yiyecekleri saklamamız gerektiğinden, ya da gelişmemize yardımcı olduğundan yemek hep bir aktivite ile sonuçlanırdı. Günümüzde ise tam tersi bizi daha çok tembelliğe itiyor.

Fakat bizim mekanizmamız aslında böyle işlemiyor. Telafi diye bir mekanizma var ve aldığımız kalorileri düzenlemekle ilgili kısmı yönetiyor. Araştırmalar gösteriyor ki çocuklar eğer bir yemekte gereğinden fazla yedilerse, daha sonra içgüdüsel olarak kalori alımlarını azaltırlar. Yani buna telafi etmek denir. Fakat biz bu özelliğimizi kaybediyoruz.

Bir başka problem de yapay tatlandırıcılar. Yapay tatlandırıcılar sıfır kalori olup, vücuda yakması için bir enerji vermese de, şeker gibi insülin sistemini etkilerler. Tat dile değdiği an beyne sinyal verir,  pankreas kan dolaşımına insülin salgılar ve biz de aslında olmayan şekeri işlemeye hazır oluruz. Bu da geri bildirim mekanizmasına zarar verir.

Kuvvetli İştah nedir?

Buraya kadar insülin seviyemizin yükselmesini sağlayan yanlış yiyecekler tükettiğimizi öğrendik. Yükselen insülin leptin seviyemizi düşürerek beynimize aç olduğumuz sinyalini gönderiyor. Böylece daha fazla yiyecek arayışına giriyoruz ve irademiz yok oluyor.

Buraya kadar irademizin zayıflığının ve doyumsuz açlığın beynimizin yanlış çalışması sonucundan kaynaklandığını anladık. Bundan sonra da beynimizin kilo vermeyi durdurduğu 3. fonksiyondan bahsedeceğiz: kuvvetli iştah

İlk olarak bakıldığında doyumsuz açlık ve kuvvetli iştah aynı olgularmış gibi görülebilir.  Aslında ikisi de ihtiyacımızdan daha fazla yememize neden olur. Fakat ikisi aynı değildir.

Peki fark nedir?

Aslında bu olgular beyindeki farklı mekanizmalardan doğar. Doyumsuz açlık, beyin sapında leptinin engellenmesinden kaynaklanır ki bu tüm gün boyunca bilinçsizce ve doyduğuna dair geri bildirim almadan yemek yemeye neden olur. Bunu “aşırı yeme” mekanizması olarak düşünebilirsiniz.

Öte yandan, kuvvetli iştah biraz daha farklı bir mekanizmadır. Şöyle ki; kendimizi bazen canımızın o en çektiği, iştahımızı kabartan her neyse, akşam geç saatlerde bile olsa kendimize sipariş ederken buluruz. Çünkü biliriz ki gerçekten iştahımızı o kesecek, bizi o durduracaktır. Ta ki o en sevdiğimiz şeyi ağzımıza atana kadar da beynimizi kemirmeye devam edecektir.

Yatkınlık Ölçeği

Artık beynin neden kilo vermeyi durdurduğunu biliyoruz. Günümüz dünyasında kafamızı nereye çevirsek, un ve şekerle karşılaşıyoruz. Bu da irademize yenik düşmemiz için fırsatlar yaratıyor.

Peki o zaman akla şu soru geliyor “Neden herkes obez değil?”

Bu çok mantıklı bir soru ve yanıtı da şu şekilde: Herkes buna eşit derecede maruz kalıyor ama herkes aynı yatkınlığa sahip değil.

Konu şeker ve una geldiğinde, bir kişinin yemeğe ne kadar bağımlı olup olmadığını öğrenmek önemlidir. Özellikle yeme bağımlılığı ile ilgili programlarda en önemli kısım yemek karşısında güçlü mü güçsüz mü olduğunuzu tespit etmektir.

Bunun karşılaştığımız bazı işaretlerle de ilgisi vardır. Bu bazen görseldir. Örneğin bir alışveriş merkezinde görüp, birden bir cafe ya da restorana oturabilir, yiyecek satan bir dükkana uğrayabilirsiniz. Bazen de o saatte kafeine ihtiyacınız olduğunu düşünüp, kendinizi bir kahve zincirinde kahvenizi yudumlarken bulabilirsiniz.

Duygularınız da güçlü işaretlerdir. Sıkıntıdan, öfkeden, sevinçten, korkudan, güvensizlikten, hüzünden, yalnızlıktan, yılgınlıktan yiyebiliriz. Kaldı ki bu düşünmeden yemekle aynı şeydir. Bizi yemek yemeye yönlendiren işaretler de bir yerlerde karışık bir şekilde duruyor. İşaretleri etkileyen bir sistemle, yemek yemeye yönlendiren davranışları etkisiz hale getirebilirsiniz.

Eğer hedef odaklı biriyseniz ve yemek de ödülse, fakat işaretler yemeğin ödül olmadığını söylüyorsa o zaman aşırı yemeyi bırakmak sizin için kolay olacaktır. Eğer işaretleri takip eden bir yapınız varsa, binlerce işaret yemeği ödül olarak tahmin ediyorsa, o zaman işler biraz zorlaşacak demektir. Tüm hayatınızda yemekle ilgili bir seri işaretler vardır, çekim görünmezdir, güçlüdür ve bundan kaçmak neredeyse olanaksızdır. Ne zaman ki bu sorunu çözecek bir metod uygulayıncaya kadar.

Kilo vermeyi sabote eden faktörler nelerdir?

Kilo verme sürecindeki herkes bilir ki içinizde bir iyi bir de kötü polis vardır. Bir yanınız zayıflamak ve zayıf kalmak için gerekli tüm kurallara uymak ve başarılı olmak ister… Öte yandan kafanızın içinde şöyle sesler belirir: “biraz tadına baksan ne olur”… “biraz olsun hakettin”… “bu kadardan bir şey olmaz”… “hadi ye nasılsa kimse görmüyor”… “yarın yeniden başlarsın”. İşte bu gelen sesler “sabote eden faktörler”dir.

Peki bunlar nereden gelir? Ve neden bizi bu şekilde baltalarlar?

Öz bilinç nedir?

Beynimizdeki birçok alan bizimle konuşur. Psikolojik olarak da sağlıklı bir bireyin beyninin her alanı da kendi bölümünün çıkarları için çalışır ve onu korur. Bunu “düşünmek” olarak belirtebiliriz.

Örneğin yolda yürürken ayaklarımız su topladığında beynimize giden sinyallerle kafamızın içindeki ses “çok acıyor şu an yürümeyi bırakmalıyım” dır. Ancak, bu talebi gerçekten değerlendirdiğimizde, eğer bunu bir opsiyon olarak görmüyorsa şöyle deriz: “biliyorum çok acıyor ama şu an duramam ve dayanmalıyım.”

Fakat biz eğer öz bilincin beynin içinde nasıl konumlandığını bilmiyorsak, beynin bölümleri arasında bir konuşma gerçekleştiğinde, bu düşüncelerin ana merkezini yanlış anlayabilir ve bütünleşik bir “ben” düşüncesinden geldiğini varsayabiliriz. Şöyle bir örneğe göz atalım:

“Diyetteyim”“Sevgilimin doğum gününde pasta yemek istiyorum” “Diyetteyken yememem lazım” “Pastasından yemedim diye bana bozulabilir” “ Harika o halde yiyeceğim”

Bunun sonunda şunu görüyoruz ki diyetinizi bozacak olan mesajlar da “kendinizden” değil, tıpkı yürüyüş sırasında olduğu gibi “acıyan ayağınızdan” geliyor.

Önemli olan, sabote edenlerle nasıl konuştuğunuz ve onlarla nasıl mücadele ettiğiniz. Tıpkı ayağınız acısa bile yürümeye devam ettiğiniz, başınız ağrısa bile işinize devam ettiğiniz gibi… Yemek yemenizi düzenlemek de beynin nasıl işlediğini anladığınızda bundan pek farklı değildir.

Yıllardır diyet yapmasına rağmen sonuç alamayan bir bireyi ele alalım. Kendilerine söz verdikleri yiyecekleri yemiş, yememeleri gerekenleri yememiş olsun ve bunu defalarca yaşasın. Bu korkutucu bir durumdur. Yani sadece şunu yiyeceksin, bunu yemeyeceksin diyelim, sözümüzü tutmayalım ve kendimize ihanet edelim. Bu durumda ne kendimizi sevebilir ne de değer verebiliriz. Bu durum aslında bazı işlerin olması gerektiği gibi yürümediğine işarettir ve sonunda verdiğimiz sözleri tutmadığımız için kendimizi psikolojik problemlerimiz varmış sonucuna varırız.

2. FİTELMA 360° DİYET VE 4 ALTIN KURALI

  • 4 Altın Kural

Şimdi artık beyninizin sizi neden daha sağlıklı, ince ve mutlu bırakmadığını ve niyetlendiğiniz tüm diyetlerin başarısız sonuçlandığını biliyorsunuz.  İnsülin seviyeniz leptini bloke ettiğinde “artık daha fazla yemek istemiyorum” sinyalini beyninize gönderemezsiniz. Dopamin reseptörleriniz de azalmışsa, kendinizi daha iyi hissetmek için daha fazla şekerli ve unlu yiyeceklere yönelmiş bulabilirsiniz.

Geçmişte kendinizi daha iyi beslenmek için şartlamış olabilirsiniz. Fakat beyninizle savaşmanız aynı zamanda eforunuzu ve odağınızı kaybetmenize de sebep olur. Bazen kafanızın içindeki ses bir defadan bir şey olmaz derken, bilinciniz sizi bununla savaşırken bulur ve sonuçta kendinize olan güveninizi yitirdiğinizde neden bu kadar çaba göstereyim ki dersiniz… ve kendinizi kilo verme çalışmalarınızda bir kez daha umutsuz hissedersiniz ve bundan uzaklaşırsınız.

Çıkış Yolu

Bu gidişatın tek bir sürdürülebilir ve uzun soluklu çözümü vardır. Şeker ve undan uzak durmak. Tamamen. Hem de sisteminizden çabuk ve kesin bir şekilde çıkartarak.

Bunu duyunca yazının devamını okumaya devam etmeyebilirsiniz. Ya da tam tersi zihninizi tamamen yeni bir yönteme açarak ilerleyebilirsiniz.

Öyle ya da böyle, muhtemelen şunu düşünüyor olabilirsiniz, “bu biraz uç bir şey değil mi?”

Bir kişi günde iki paket sigara içerken, akciğerleri iflas ettiğinde  sigara içmesini azaltmasını değil bırakmasını isteriz. Diyebilirsiniz ki sigara ve yiyecek aynı şeyler değil ki! Ben yemek yiyerek yaşıyorum. Hem tamamen bu yiyeceklerden nasıl vazgeçebilirim. Merak etmeyin bunu size söyleten dopamin reseptörleriniz. Bizim amacımız da öncelikle beynimizi iyileştirerek, daha sağlıklı ve iyi bir gelecek yaratmak.

Bazı şeylerden hiçbir beklentiniz olmadan vazgeçmeniz sizi aydınlatacak ve özgür kılacak.   İşte tam da bu noktada yolunuzu aydınlatan bu ışık iradenizle de bağlantıya geçerek ne yemeniz ve ne yememeniz gerektiği konusunda size yardımcı olacak. Böylece yemek tercihleriniz de otomatik hale gelecek. Burada 4 altın kural var: Şeker, Un, Öğün Düzeni ve Yeme Miktarı

  1. ŞEKER

Bu kuralların en başında şeker geliyor çünkü şekeri çıkarmadan vücudun ve beynin iyileşmesi mümkün değil. Şeker diyerek, sonradan eklenmiş olan şekerden bahsediyoruz. İçeriklerin pek çoğunda göreceğiniz ama bu liste ile bitmeyenlere örnek olarak: şeker kamışı, sakaroz, kahverengi şeker, pudra şekeri, yüksek früktoz içeren mısır şurubu, bal, akçaağaç şurubu, sakaroz, gliserin ve bal geliyor.

Bunları içeren herhangi bir ürünü hayatımızdan çıkarmalıyız. Çünkü glükoz ve fruktoz insülini vücudumuzun normalde taşıyabileceğinden  çok daha yüksek bir seviyeye çıkarır. Yükselen insülin seviyesi leptini bloke ederek doyumsuz açlığa ve sedanter yaşama sebep olur. Dopamin reseptörlerindeki şeker dalgalanmaları da iştahın artmasını sağlar. Beyninizin iyileşmesi için ise, insülin ve dopamin seviyelerinizin dinlenmesi gerekir ki orijinal ayarlarına yeniden dönebilsin.

Yapay Tatlandırıcılar

Yapay tatlandırıcılar 0 kalori olmasına ve vücudun bunu yakmak için kullanmamasına karşın, insülin sistemi üzerindeki etkisi de aynı şeker gibidir. Hatta bazı araştırmalar gösteriyor ki, bazı organizmalarda yapay tatlandırıcıların beyindeki açlık durumunu taklit ederek, yiyecek tüketimini %50 arttırdığını ortaya koymuştur.

Meyve

Sevindirici olan haber, taze meyve yemek gayet sağlıklı. Aslında meyve muhteşem! Her çeşit taze meyve yenilebilir. Çünkü taze meyvede bulunan früktoz şekerdeki gibi beyni etkilemiyor. Bunun nedeni de meyve yerken aynı zamanda lif de alıyor olmanız. Yapmamanız gerekense meyve suyu tüketmek.

İştah

En çok sorulan sorulardan biri de eğer şekeri bırakırsam iştahımı dizginleyebilecek miyim? Evet, FitElma 360 derece beslenme ile açlık ataklarınız azalacak. Bunu da programın ilerleyen bölümlerinde açıklıyor olacağız.

2.UN

Bir çok kişi şekeri hayatından çıkarsa bile unu çıkarmayabiliyor. Beyaz un yerine tam buğday unu kullanabiliyor. Ancak kilolu kalmaya devam ediyorlar. Patates de yeseniz, bilin ki içeriğinde un olmasa bile, moleküler içeriği lif olmayan saf glükoz içeren unla aynıdır. Beyniniz şeker eksikliğini almış olduğunuz unla tamamlayarak kilo almanıza katkıda bulunur. Una olan yatkınlık ile ilgili çalışmalar henüz çok yeni olsa da şunu biliyoruz ki un insülin seviyesini yükseltir.

Şeker ve un vücudumuzu farklı şekillerde etkiler. Şeker glikoz ve früktoza dönüşür,  unsa sadece glikoza. Früktoz sadece karaciğerde işlenir. Karaciğer aşırı miktarda früktoza maruz kaldığı zaman, karaciğer yağlanmasına sebep olur.

3.ÖĞÜN DÜZENİ

Şeker ve unu elemek güzel bir başlangıç. Fakat sadece bunu yaparsanız, uzun vadede başarılı olamazsınız. Sonuçta iradenize yenik düşersiniz ve çabalarınız son bulur. Öğünleriniz hayatınızda ana iskeleti oluşturduğu sürece, yani kahvaltı zamanında kahvaltınızı, öğle yemeğinde öğle yemeğinizi ve akşam yemeğinde de akşam yemeğinizi yediğiniz sürece sadece otomatik olarak doğru şeyleri yemekle kalmazsınız, aynı zamanda yanlış tercihleri de yapmazsınız.

İlk başlarda öğün alışkanlıklarınızı değiştirmek çok zor gelse de, doğru beslenme programı sayesinde sadece kendinizi değil, çevrenizdekilerin de yeme alışkanlıklarını değiştiriyor olacaksınız. Yani 3 doyurucu ve güzel ana öğün yediğiniz takdirde, ara öğünlere gereksinim duymayacaksınız. Diyebilirsiniz ki ben saat 4 te acıkırsam ne yapacağım? Eğer düzenli bir şekilde yemek yerseniz arada açlık atakları da yaşamazsınız.

Ara öğünler ise aslında size gün boyu aç kalmamanız gerektiği mesajı vererek yemeyi daha çok düşünmenize neden olur ve daha çok acıkmanızı sağlar.

Öğünlerinizi yerken de bunu planlı yapmanız çok önemli. Sabah uyandıktan bir süre sonra oturarak kahvaltınızı yapın. Öğlen belki ofiste çalışma masanızda yemek zorunda kalabilirsiniz ama en azından bir süre bilgisayarınızı kapatın. Akşam da mutlaka yemek masasına oturun, yani her öğününüzü oturarak yiyin. Bunu planlayın, ve beyninizi de bu şekilde hazırlayın ki o da kendisini yeni duruma adapte etsin.

4. ÖĞÜN MİKTARLARI

Yemeniz gereken miktar için dijital tartı almaya ne dersiniz? İlk başta çok gereksiz gelebilir ama bu fark etmeden aslında sizi daha da özgür kılacak.

Çünkü ne yediğinizin yanı sıra ne miktarda yediğiniz de bir o kadar önemli. Ayrıca bunun dışında oluşan isteklerinizin aslında sizi sabote eden faktörler olduğunu da fark ediyor olacaksınız.

3. FİTELMA 360° DİYET PROGRAMI: YOL HARİTASI

*İlk Gün: Yapman gereken ilk 10 Şey

-Doktorunuzu ziyaret edin

Birçoğumuz bunu atlayıp hemen diyete başlamak isteyebilir. Ancak şunun altını kesinlikle çizmek gerekir ki bir diyete başlamadan önce yapılması gerekenlerden en önemlisi doktorunun kontrolünden geçmektir. Özellikle kronik rahatsızlığı olanların mutlaka doktorunun kontrolünde bir plan uygulaması önemlidir. Ayrıca sağlıklı beslenme programına başlamadan önce kan değerleri bulguları dikkate alınmalıdır.

-Önceki resimlerinizi çekin

Sağlıklı beslenme programına başlamadan önce bu yolculuğunuzdaki en büyük kanıt güzel bir “önceki resmi” çekmektir. Böylece zamanla hem kendinize hem de çevrenizdekilere ne kadar yol aldığınızı, nasıl ilerlediğinizi ve inceldiğinizi kanıtlayabilirsiniz.

Bir başka opsiyon da videonuzu çekmektir. Bu da tam bir yolculuk videosu gibi olabilir. Dolabınızı, buzdolabınızı, eşyalarınızı ve bunların neyle nasıl değiştiğini çekmeniz de sizi motive edecektir.

Mutfağınızı temizleyin

Sağlıklı beslenme planınızda olmayan ne varsa, bunları mutfağınızdan çıkarmanız da size yardımcı olacaktır. Soslar, cipsler, sağlıksız atıştırmalıklar ne varsa bunlardan kurtulmanın tam zamanı. Tek başınıza yaşıyorsanız bu kolay. Eğer tek başınıza değilseniz, bu yiyecekleri göz en alt ya da en üst raflara yerleştirin. Göz hizasından çıkardığınız bu yiyecekleri hiç görmeyeceğiniz dolap veya alanlara da koyabilirsiniz.

Alışveriş listenizi hazırlayın

Eğer listenizi haftalık olarak yapar ve önceden tedarik ederseniz, gideceğiniz yolda her zaman yanınızda olmasını istediğiniz yiyeceklerinize kolayca erişebilir ve yolculuğunuzu kolaylıkla tamamlayabilirsiniz.

*Dijital Yemek Tartısı

Kendiniz için yapacağınız en iyi yatırımlardan biri de dijital bir tartı almak. Çok komplike olmasına gerek yok ama dijital olursa işinizi çok daha kolay görecektir. Böylece örneğin daha sonra yapacağınız sebzeleri doğrar tartar ve buzdolabına da kaldırırsanız, bir sonraki öğününüzü de kolaylıkla yapmak için zamandan kazanırsınız.

*Yemeğinizi yanınızda taşıyabileceğiniz saklayıcılar

Cam kavanozlar ya da güvenli ve sağlıklı yemek saklayıcıları ile hem dışarıda yemek zorunda olduğunuz öğünleri hem de daha önceden pişirdiklerinizi saklayabilirsiniz. Bu da sizin sağlıklı beslenme planınıza sadık kalarak ilerlemenizi kolaylaştırır.

*Yemek güncesi

Kendinize küçük ve güzel bir günce hediye etmeye ne dersiniz? Buna ne gün boyunca ne yediğinizi, ne içtiğinizi yazıp planınızla ne kadar uyumlu ilerlediğinizi görebilirsiniz.

*Günlük

Gece yatmadan önce o günün önemli olaylarını yazmaya ne dersiniz? Sadece diyetiniz boyunca ne hissettiğiniz değil, hayatınızdaki önemli olayları, ilişkileri kısacası hayatınızı yazıya dökmek size da iyi gelecek… Bunu ister güzel bir deftere kendi el yazınız ile yazın, dilerseniz dijital ortamda saklayın… Ama yazın.. Yazdıkça ne kadar hafiflediğinizi göreceksiniz…

*Tartı

Kendinize iyi bir dijital tartı aldığınızdan emin olun. En küçük gelişmeyi gösteriyor olması en büyük özelliği olsun.

Sosyal Destek

Araştırmalar gösteriyor ki bir arkadaşınızla veya sosyal çevrenizden destek alarak diyet planınıza daha çok bağlı kalabilirsiniz. O halde çevrenizi sizi destekleyenlerle doldurun 🙂

Başlangıç Gününüzü Belirleyin

Diyete başlamak için hiçbir zaman en mükemmel zaman olmayacak. Önünüzde tatiller, bayramlar, doğum günleri, evlilik yıldönümleri olacak. Ama bu önemli değil. Bu bir yaşam stili ve siz bu yaşam tarzında ilerlediğiniz sürece hayatın getirdiği her şeyi karşılamaya da hazırsınız.

İlk gününüzü belirlemeden önceki hazırlıklarınız çok önemli. Bir gece önceden kendinize bir kontrol listesi edinmenizde fayda var. Neler yapabilirsiniz:

-Buzdolabınızı ve yiyeceklerinizin hazır olup olmadığını kontrol edin

-Beslenme güncenize 1. Gün başlığını atıp, ertesi günün tarihini yazın.

-Neler yiyeceğinizi not edin.

Harika bir uyku çekin. Sabah uyandığınızda kilonuzu ölçüp, yazın.  Mutlaka sabah uyandığınızda ve tuvaletten çıktıktan sonra elbiseleriniz olmadan tartılın.

*Planı Uygulamak için Gerekli Yöntemler

Eğer uzun vadede kilo vermek hedefleniyorsa, iyi bir diyet listesi tek başına yeterli değil. Bunu verimli bir şekilde yürütmek ve uygulamak için iyi bir sistem de gerekiyor. Bu sistem sayesinde artık yiyeceklerinizi ve düzeninizi oluşturup, otomatik bir şekilde bunları uygulamanız da kaçınılmaz.

Günlük Uygulamalar

FitElma ile 360 derece beslenme planı sayesinde günlük alışkanlıklarınız değişecek. Doğal ve sağlıklı olan gıdalar sayesinde sadece vücudunuz değil, aynı zamanda beyniniz de iyileşme sürecine girecek. Bunları uygulamak başta alışık olmadığınız için zor gelebilir. Ama sürecin içinde etkilerini gördükçe, yolculuk daha da keyifli hale gelecek.

Sabah Rutinleriniz

Sabahları erken uyanmak ve önce yatağınızı yapmak bile kendinize olan saygınızı arttıracak. Ayrıca bunu yapınca aslında ilk sorumluluğunuzu da yerine getirmiş olacaksınız.

İlham verici okumalar yapmak

Sabah uyandığınızda kendiniz için olan bir zaman yaratıp, size ilham verecek olan yazı, kitap, dergi ne varsa okumanız zihninizi güne çok daha iyi hazırlayacak. Özellikle sizi güne güzel hazırlayacak pozitif yazılar okumanızı öneririz.

Meditasyon

Araştırmalar gösteriyor ki meditasyon yapmak, beyin aktivitelerini düzenlemekle ilgili bir durum da olduğundan depresyonu, anksiyetenizi ve acıyı azaltarak; konsantrasyonu ve dikkati arttırır, bağımlılıklarınızı azaltmaya yardımcı olur.

Yiyeceklerinize Sadık Olmak

Yiyeceklerinizi bir gün öncesinden yazmanız ve günlüğünüze ne kadar uyduğunuzu not almanız  sağlıklı beslenme planınıza sadık kalmanız için önemli bir adım. Ancak yazmak işin sadece bir parçası. Bunu uygulamada da yapmak için neler yapabilirsiniz:

-Kendinizi sizin gibi sağlıklı beslenme yolculuğunda olan bir topluluğa entegre edebilirsiniz.

-Neler yaptığınızı bir başkasına anlatabilirsiniz. Bu kişi yukarıda bahsettiğimiz toplulukta en güvendiğiniz, sizi iyi dinleyecek ve motivasyonunuzu arttırabilecek biri olabilir.

-Başlamadan önce kendinize söz verebilirsiniz. “Yarınki beslenme programımın tamamına uyumak için kendime söz veriyorum.”

Akşam Rutinleriniz

Akşam yattığınızda günlüğünüzü elinize alıp, iyi giden 3 şeyi ve neden iyi gittiğini not alın. Bu çok basit görünebilir ama oldukça etkili bir egzersizdir. Çünkü kötüyü görmek çok daha kolayken, perspektifizi değiştirerek iyiye odaklanmanızı sağlar.

Sahip olduklarımız için içten bir teşekkür etmek, daha mutlu ve daha sağlıklı hissetmemizi sağlayacak.

Dilerseniz bu rutini kendinize ilham alacağınız bir şeyler okuyarak da sürdürebilir ve günü sonlandırabilirsiniz.

4. PLANA SÜREKLİ BAĞLI KAL

FitElma ile 360 Derece Diyet Programı her zaman sizinle birlikte olacak ve kolaylıkla hayatınıza adapte edeceğiniz bir kılavuz gibi düşünebilirsiniz.

Vücudunuz değişmeye başladıkça, insanlar da size bu değişimi soruyor olacaklar. Şunu unutmayın ki biri size bunu soruyorsa, muhtemelen kendisinin de bu konu ile ilgili bir sorunu olduğundandır.

Ailenizle birlikte yaşıyorsanız programın en güzel taraflarından biri de aslında hayatınızı düzene sokmakta yardımcı olması ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarını sistematik hale getirmesi.

Çalışma düzeniniz, toplantılarınız, aralarınız zaman zaman o kadar dardır ki bazen iki öğün yemeniz, ya da bir öğünü ikiye bölmeniz gerekebilir. Atıştırmalıklar yerine normal bir öğün yiyorsanız sorun yok.

Sosyal yaşam devam ederken de dışarıda arkadaşlarınızla ya da ailenizle yemek yiyor olacaksınız. Bir çok restaurant ve cafe artık menülerinde sağlıklı yiyeceklere de yer veriyor. Tercih yapmak bu şekilde çok daha kolay olurken, neleri yemeniz gerektiğini bildiğiniz için nereye giderseniz gidin programınıza sadık kalmanız mümkün.

Sonuç olarak, hayatın kendi içinde de inişli çıkışlı pek çok an olsa da, bu plan sayesinde kendinizi daha sağlıklı ve mutlu hissedeceksiniz. Kısacası daha sağlıklı, hafiflemiş ve mutlu bir yaşamın anahtarı elinizde olduğu sürece, bunu yaşam stili olarak benimsemiş olacaksınız.